Organizasyon yeteneğim

Bilenler bilir, Hürriyet Gazetesi’nde çalıştığım 22 yıl boyunca Altın Kelebek’in organizasyonunda görev aldım. Daha doğrusu büyük bir kısmını ben yönettim. Bakmayın öyle, sahneye çıkıp ödül alanların gazete sahiplerine, genel yayın yönetmenlerine ya da başka müdürlere teşekkür ettiğine…

Organizasyonun isimsiz kahramanları vardır. Her şeyi tek tek hesaplayıp en ince ayrıntısına kadar uygulayıp sahneye kadar her aşamasıyla ilgilenirler. Eğer ekip genişse tecrübeli olanlar diğerlerini idare ederler. Ancak çekirdek kadroysa herkes her şeyle ilgilenir.

Hürriyet’teyken Altın Kelebek’le herkesin ayrı görevi vardı. Hem yöneticileri hem de görevli olanları idare etmek de hep bana düşerdi. Hazırlıkları da yaklaşık 6-7 ay sürerdi. Bunu pek kimse bilmez, sahneye çıkıp ödül alanlar Hürriyet’in sahiplerine ve yöneticilerine teşekkür ederdi.

Açıkçası o yıllarda sahneye çıkıp yöneticilere ve gazete sahiplerine teşekkür edenlere biraz kızardım. Çünkü neredeyse her şeyi ben ve arkadaşlarım organize etmiştik. Gazete sahipleri ve yöneticileri, ön sıralara kurulmuş teşekkürleri kabul ederdi. Biz ise hala arka planda koşturup dururduk.

* * *

Hürriyet’ten ayrıldığım sıralarda bir ara Magazin Gazetecileri Derneği Başkan Vekilliği görevini yürüttüm. O dönemde de MGD Altın Objektif Ödül Töreni’ni organize ettim. Rahmetli Recep Çilingir’le birlikte yaptığımız organizasyon hala hatırlanır.

Öncesinde tanışır sohbet ederdik ama yine aynı dönemde sevgili Alper Alp’le yollarımız kesişti. Alper’in o dönemde bir dergi çıkarma projesi vardı. Alper, Recep ve ben oturup konuştuk ve Moon Life Dergisi’nin temelini attık.

Piyasada benzer dergiler vardı, biz farklı bir tarz yapmak istedik. Düşünün Moon Life Dergisi’nin 10 yılı aşan mazisinde şu anki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, iki kez kapak oldu. Evet, tarzımız farklıydı ve hem medya dünyasında hem de iş ve sanat dünyasında çok sevildi.

* * *

Yine aynı dönemde Moon Life Dergisi’nin ödül törenini başlattık. Bu yıl 10. kez düzenlediğimiz Aris Ezgi Doğan Moon Life Yılın En İyileri Ödül Töreni, artık sektörün en önemli ödül törenlerinden biri haline geldi. İlk yıllarda biraz tökezlesek de bazı hatalarımız olsa da son 4-5 yılda gerçekleştirdiğimiz ödül törenleri, parmakla gösterilen, hemen herkesin haftalarca konuştuğu gündemi belirleyen, yine sektördeki herkesin katılmak için heyecanla beklediği, katılanların da Oscar ya da Emmy Ödüllerine benzettiği bir tören haline geldi.

Çünkü Moon Life Dergisi olarak her yıl bir öncekinden daha güzel bir ödül töreni organize etmeye özen gösterdik. Her ayrıntısıyla tek tek ilgilendik. Alper de ben de tören öncesi ve tören sırasında bir hayli yorulduk.

Ama sonucunda aldığımız bir teşekkür ya da takdir eden bir söz, tüm yorgunluğumuzu alıyor.

O kadar çok takdirle karşılaşıyoruz ki, daha tören biter bitmez seneye ne yaparız diye konuşuyoruz.

İşte bu yüzden de son dönemde “bu yıl nasıl bir organizasyon olacak” diye herkesin merakla beklediği, sonrasında “bundan daha iyisi olmaz artık” dediği Moon Life Ödülleri, geçtiğimiz günlerde Cahide Palazzo’da gerçekleştirdiğimiz törenle zirveye ulaştı.

Tabii ki, biz yenisini yapana kadar…

Sevgiyle kalın, hoşça kalın.

Broadway salonları gibi

Herkes hemen hatırlayacaktır çocukluk günlerinde duyduğu, “hava karardı artık eve gir” diye seslenen anne-babamızın sesini. Çoğumuz da istemeye istemeye oyunu bırakır, arkadaşlarımızdan daha doğrusu eğlenceden kopup eve gelirdik. Ancak aklımız hala oyunda ve arkadaşlarımızda kalırdı.

Sonradan sonradan saatleri biraz geciktirmeye, eve daha geç dönmeye başladık. Bir süre sonra da bu geç dönmeleri kendimizde hak olarak gördük. Kiminin ebeveyni bu hakkı kabullendi bazıları da reddetti. Eve geç dönülmesi kabul edilince de farklı bir hayatla karşılaşmaya başladık.

Çünkü gece eğlence hayatı bambaşkadır. Çünkü gece yaşayanlarla gündüz yaşayanlar farklı düşünür. Hayata bakış açıları farklıdır karanlıktan korkmayanların. O yüzden o insanlara farklı bir eğlence sunulmalı, farklı bir kalite gösterilmeli, farklı bir ortam yaratılmalıdır.

İşte bunu en iyi başaranlardan biri de İstanbul’un vazgeçilmez eğlence mekânı haline gelen Cahide Palazzo’dur. Daha dış kapısından itibaren insanı içine çeken bir atmosfer sunar Cahide Palazzo, heykelleriyle, duvarlara ve koridorlara konan süslemeleriyle “eğlencenin merkezi” olduğunu hissettiriyor.

* * *

İstanbul’da her kesime hitap eden binlerce eğlence mekânı var. Sadece Türk müşteriye değil yabancılara yönelik de birçok mekân var. Türkiye’nin eğlence sektörünün kalbi İstanbul’a yakışan ise, sadece birkaç tane. Kalburüstü insanların eğlenebileceği mekânların hemen başında sayabileceğimiz Cahide Palazzo, sektörü iyi bilenlerin bir araya gelip oluşturduğu bir yer.

Yıllarını eğlence sektörünün zirvesinde geçiren, belki de gidip görmediği ülke kalmayan ve bu ülkelerdeki eğlence sektörünü hatmetmiş olan İzzet Çapa’nın her türlü detayı düşünüp uyguladığı Cahide Palazzo, en az onun kadar eğlence sektörünü bilen Şerbetçi Ailesi’nin sektöre kazandırdığı bir mekân.

Gece eğlencesine meraklı olanlar bilir Şerbetçi Ailesi, yaklaşık 50 yıldır bu sektörün içerisinde. Türkan Şerbetçi, sert erkeklerin, bıçkın delikanlıların sıkça görüldüğü ve raconların kesildiği zamanın gazino kültürünün içerisinde yoğrulmuş kelimenin tam anlamıyla eğlence sektörünün “Hanımağa”sı. Oğlu Şehmuz Şerbetçi de Hanımağa annesinden öğrendiği kadar bu sert çatışmaların yaşandığı sektörde ayakta kalabilmiş mekan sahiplerinden.

İşte bu eğlence sektörünü iyi bilen üç ismin hizmete açtığı Cahide Palazzo, mekan olduğu kadar hizmet kalitesiyle de eğlenceseverleri cezbediyor. Servis elemanlarından sunuma kadar hizmet kalitesinde üst seviyeyi tutturan Cahide Palazzo, lezzetleriyle de müşterilerini memnun etmeyi biliyor.

* * *

Diyeceksiniz ki, Cahide Palazzo hakkında neden bu kadar övgü dolu bir yazı yazdın… Birincisi gerçekten hak ediyor. İkincisi ise, geçtiğimiz günlerde Aris Ezgi Doğan Moon Life Yılın En İyileri Ödül Töreni’ni Cahide Palazzo’da gerçekleştirdik. Daha önce de defalarca gittiğim Cahide Palazzo’nun, bu kez bir organizatör olarak perde arkasını da gördüm ve o yüzden yazdım.

“Marifet iltifata tâbidir, müşterisiz meta zâyidir. İltifatsız mal zâyidir” de ondan yazdım.

Kelimenin tam anlamıyla “Hak ediyor” da o yüzden yazdım.

Hoşça kalın.

Bir kaliteli tören daha

Gazeteciliğe başladığım yıllarda tanıdığım, yaklaşık 35 yıldır arkadaş olduğumuz kadar da ağabeylik gördüğüm Salih Abi’nin (Keçeci) sahibi olduğu Quality Of Magazin Dergisi’nin 13. kuruluş yıldönümü ve ödül töreni, geçtiğimiz akşam Cahide Palazzo’da gerçekleşti. Merit Otel ve Babylon Town ana sponsorluğunda gerçekleşen ödül törenine iş, cemiyet sanat, spor ve magazin dünyasından çok sayıda ünlü isim katıldı.

Birbirine yakın masalarımız olduğu için sanatçı arkadaşım Nihan Akın ve hayat arkadaşı Enis Tunay’la masalarımızı birleştiriverdik. Eşim Nihal’in migren ağrısı nedeniyle katılamadığını söyleyince sağlık dileklerinin ardından birbirine çok yakıştırdığım Akın ve Tunay çiftiyle keyifli bir gece geçirdim.

Cahide Show ekibinin dans gösterisinin ardından sunucular Melike Öcalan ve Gökay Kalaycıoğlu’nun anonsuyla sahneye çıkan Salih Abi, ünlü İsimlerle 13. yıl pastasını kesti. Büyük bir coşkuyla yeni yaşını kutlayan derginin gecesi eğlence dolu anlara sahne oldu. Sağlık sorunları nedeniyle uzun süredir sahnelerden uzak kalan Mehmet Ali Erbil’in, sunucu Melike Öcalan’a yaptığı “el değdirme” esprisini pek hoş karşılamasam da yaşam boyu onur ödülü kazanan Zafer Ergin, Derya Baykal ve Faruk Bayhan ile birlikte İlker İnanoğlu, Çağlar Ertuğrul, Pınar Deniz, Ziynet Sali, Sakiler, Ebru Yaşar gibi birçok ünlü ismin Salih Abi’ye destek vermesi çok güzeldi. Şehmus Şerbetçi, Türkan Şerbetçi, Ali Ağaoğlu, Süleyman Orakçıoğlu, Ali Ramazanoğlu, Tuğba Özay, Haluk Levent, Orhan Gencebay, Yılmaz Vural, Ayhan Aşan ve Kubat gibi ünlü isimler de davetliler arasındaydı.

Magazin D’nin çok sevdiğim müdürü Asiye (Acar) kardeşim ile yönetmeni Timuçin Güner, Fox Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, “2. Sayfa” programıyla başarılarını kanıtlayan Müge (Dağıstanlı) ile Gülşen’in (Yüksel) ödüllendirilmesi, Salih Abi’nin seçimlerinin doğru olduğunun kanıtı gibiydi. Ancak Salih Abi’nin bu ödülleri, davetliler arasında yer alan Magazin Gazetecileri Derneği (MGD) Başkanı Okan Sarıkaya, MGD’nin kurucuları Burhan Akdağ ve Tayyar Işıksaçan ile magazin dünyasının önde gelen ismi Nurcan Sabur’a verdirmesi hoş bir jest olurdu.

Ödül töreninin uzatma dakikalarında sahneye çıkan Cem Belevi’nin kıyafetleri ve şarkıları bana hitap etmediği gibi birçok davetliye de pek cazip gelmemiş olsa ki, salonun büyük bir kısmı boşalmıştı. Ancak baştan sona kalite kokan Quality Of Magazin Dergisi’nin 13. kuruluş yıldönümü, Salih Abi’nin 40 yıldır sürdürdüğü başarılı çalışmalarına bir artı daha yazdı.

Neden dekolte yarışı?

Bir haller oldu bizim kadın popçulara.
Bir dekolte yarışıdır gidiyor.
Bakalım nereye kadar gidecek.
Öyle ya, artık “don” ve “sutyen” kaldı bir tek çıkmayan!
Hal böyle olunca aklıma 70’li yıllarda Yeşilçam’da yaşanan seks filmleri furyası geliyor.
Zerrin Egeliler kalmış aklımda bir de Aydemir Akbaş ile Bülent Kayabaş, Kazım Kartal, Ünsal Emre ve Hadi Çaman.
Ali Poyrazoğlu da vardı birkaç filmde.


O zamanlar 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın ardından Türkiye’ye uygulanan acımasız bir ambargo dönemi yaşanıyordu. Ekmek, yağ, şeker gibi zaruri ihtiyaçlar için insanlarımız kuyruklara girer, sabahtan akşama kadar ucuza yiyecek bulabilmek için çırpınır dururlardı.
Sanki şimdinin kuyruklarına benzer durumlar yaşanmıştı.
O ambargolar sonrasında ekonomik krizler Yeşilçam’ı da vurmuş, ucuz filmler çekilmeye başlanmıştı. Bunun en kolay yolu da tıpkı sitcom’lar gibi bahçeli bir ev ve yatak odasında geçen filmlerdi. Yarı komedi yarı seks kokan filmler furyası başlamıştı. 1-2 günde çekimleri tamamlanırdı. Ucuz olduğu kadar cinsel yönden aç olan Türk toplumuna kolaylıkla hitap eden filmler, büyük rağbet görmüştü.


Şimdi de benzer bir dönem yaşıyoruz herhalde.
Yine bir ekonomik kriz dönemi, kuzeyimizde savaş rüzgarları, güneyimizde göç dalgası.
Gözümüzü sahneye çevirdiğimizde ise, önce Gülşen’in aşırıya kaçan dekoltesi, ardından da yabancı dilde şarkılara yöneldiği için yurt dışındaki şarkıcıların yaptıklarını da geçmeye çalışan dünün çocuk şarkıcısı Aleyna Tilki.
Onların ablaları sayılan sanatçıların da dekolte kıyafetleri vardı.
Ama “biz özel hayatımızla değil, sanatımızla anılmak istiyoruz” diyerek gönül işlerini bile medyadan uzak tutmaya çalışırlardı.
Oysa şimdi öyle mi ya!


Modacıların uç noktalardaki tasarımlarıyla “dekolte” yarışlarına alışmıştık ama bu kadarı da biraz fazla.
Sesi kadar besteci kimliğiyle de müzik dünyasında başarılı bir yerde olan Gülşen’in aşırıya kaçan dekoltesinin şokunu üzerimizden atamadan Aleyna Tilki’nin “don”una kadar gördük çok şükür.
Büyüklerimiz “Şuna biraz para verin de biraz daha uzun bir elbise alsın kendisine” derdi.
Ama bu şarkıcılarımızın üzerinde kıyafet de yok, uzununu tercih etsinler.
Anlaşılan onlara “çok” para lazım.
Çok para için de “çok” açılmışlar.

Ya daha çok para lazım olursa!

Kalın sağlıcakla…

Cemiyet

Hep okuyoruz, duyuyoruz ve her zaman da kullanıyoruz “cemiyet” kelimesini…
“Cemiyet hayatı” ya da “cemiyet dünyasının ünlü simaları…”
Nedir bu cemiyet?
Türk Dil Kurumu’nun (TDK) sözlüğüne göre; Bir olayı veya kişiyi kutlamak amacıyla bir araya gelen topluluk, dernek, düğün, yüksek sosyete, birbirine uygun veya zıt anlamlı kelimeleri tenasüp, tezat sanatları yoluyla bir araya getirme, toplum anlamlarına geliyor.
Bu anlamlardan en çok “yüksek sosyete”yi işaret ediliyor çoğunlukla.
Ancak madalyonun bir de öteki yüzü var.
Çünkü bahsedilen o “cemiyet”e dahil olan insanların bakış açısıyla “cemiyet”in farklı bir anlamı var.
O da yukarıda TDK sözlüğünde yazan ilk anlam.
Yani “bir amaç için bir araya gelen topluluk”.


Toplum, onlara birçok imkân sağlamış, bazen kucak açmış bazen de korumuş, kollamış onları. Bin türlü zorluğu aşmış ama yılmadan çalışmış, kendilerini yetiştirmiş ve hak ederek bulundukları yerlere ulaşmışlar. Ancak geldikleri yerleri de unutmamışlar. Basamakları çıkarken destek gördüklerini, kucak açanları, koruyup kollayanları ise asla…
Zaman gelip şimdiki konumlarına ulaşınca da kendilerini o yerlere taşıyanlara vefa borçlarını ödemek, daha güzel bir dünya oluşturabilmek, dahası bulundukları toplumu yüceltmek için çaba sarf etmeye başlamışlar.
İşte asıl amaçları bu ulvi duygular olan topluluğun adı “cemiyet”tir.


Kimileri bir araya gelip eğitim için bir çaba içerisine girmiş, kimileri de çocuk gelinlere engel olmak için…
Anaokullarının açılmasına ön ayak olmaya çalışan da var, çaresiz hastalıklarla boğuşanlara çare bulmaya çalışanlar da…
Hayvan haklarını savunanlar da az değil, sağlıklı ve temiz bir çevre için çalışan ya da iklim değişikliği için savaşanlar da…
Salgında ölümlerin önüne geçmeye çalışıp toplumu bilinçlendirmeye çalışanlar da var, çocuk ölümlerinin azalması için uğraşanlar da…
Bir doktor ya da bir hemşire kadar sağlık problemlerine çözüm arayanlar da var, bir araya gelip o sağlık sorunlarıyla boğuşanlara yardım etmeye çalışanlar da…


Kimse onları zorlamıyor, herhangi bir şey yapmasalar kimse onları yadırgamıyor.
Ama onlar yine de yapıyor.
Ellerinden geldiğince, güçlerinin yettiğince…
Çünkü içinde bulundukları toplum, her yönüyle ne kadar sağlıklı olursa herkesten çok onlar mutlu oluyor.
Bir şey…
Evet, bulundukları topluma “bir şey” katabildikleri için mutlu oluyor “cemiyet”in o ünlü insanları.
Aslında amaçları aynı…
Toplumu yüceltmek…
Biliyorlar ki, o toplum yücelirse kendileri de yücelecek!