Bu da Geççek!

Salgının kaçıncı pik’iydi hatırlamıyorum ama Hürriyet’te Nil Karaibrahimgil’in yazısını okumuştum. Benim de bildiğim ve hemen herkesin bildiği dervişin “Bu da geçer” hikayesini yazmıştı.

Dervişin birinin yolu bir köye düşer. Kendisini tanrı misafiri olarak ağırlayacak birini araştırırken köylüler fakir olduklarını ama o bölgede yaşayan Haddad ve Şakir adlı iki çiftlik sahibinin onu ağırlayabileceğini ama Şakir’e gitmesini salık verirler. Derviş, Şakir’in çiftliğinde çok iyi ağırlanır. Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükret” der. Şakir ise, “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bu da geçer ya hu’’ der. Derviş, Şakir’in dediğini uzun uzun düşünür ama bir anlam veremez.

Birkaç yıl sonra derviş yine aynı köyden geçer. Köylüler ile sohbet ederken Şakir’i sorar. Köylüler, Şakir’in artık çok fakir olduğunu, şimdi Haddad’ın yanında çalıştığını söylerler. Derviş, hemen Şakir’i bulur. 2+3 yıl önceki bir sel felaketinde her şeyini kaybedince Haddad’ın yanında çalışmak zorunda kalmıştır. Derviş Şakir’e ne kadar üzgün olduğunu söyleyince yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer!”

Derviş yedi yıl sonra yine aynı köye gelir. Haddad ölmüş, bütün mal varlığını da Şakir’e bırakmıştır. Derviş, Şakir’i tekrar zengin ve iyi durumda gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer!”

Birkaç yıl sonra aynı köye gelen derviş, Şakir’in öldüğünü öğrenince tepedeki mezarını ziyaret eder. Mezar taşında yine aynı söz yazmaktadır: “Bu da geçer!”

Derviş, “ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ancak ertesi yıl yine köye geldiğinde Şakir’in ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır.

* * *

Nil Karaibrahimgil hikâyeyi burada bitirmiş ama benim bildiğim bu hikâyenin sonu şöyledir:

O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın. Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler. Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur. Sultan önce çok şaşırır ve sinirlenir; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer ya hu!” yazmaktadır.

* * *

Sevgili Nil Karaibrahimgil yazısını şu dileklerle bitirmiş;

Biz de bu zorlu salgın günlerinden geçerken, umudu kaybettiğimizde, Şakir gibi “Bu da geçer!’ diyelim kendimize, birbirimize, annemize, babamıza, kardeşimize, arkadaşlarımıza, komşulara.

Hayat bir geçit töreniyse, bu da geçer.

* * *

Şimdilerde Tarkan’ın “Geççek” şarkısı tartışılıyor. İktidarı, muhalefeti şarkıya bir sürü anlam yüklemeye çalışıyor. Tarkan’ın ise, şarkıyı yazarken neler düşündüğünü kimse umursamıyor. Şöyle diyor Tarkan:

“Bir yıl kadar önce ruh halimin çok iyi olmadığı bir dönemden geçtim. Pandemi, dünyada olup biten üzücü olaylar, insanlığın endişe verici gidişatı, doğanın yok edilişi gibi bir sürü şey, beni çok etkilemiş, umudumu kaybeder gibi olmuştum. O anlarda bu şarkının melodi ve sözleri içimde yankılandı. ‘Geççek geççek elbet bu da geççek, gör bak umudun gününü gün etçek.’ Hepimize iyi gelecek bir şarkı yazmalıyım dedim. Belki bu şarkı bizi biraz teselli eder, bize moral verir, umut olur diye düşündüm. Dilerim ki ‘Geççek’, yüzünüzde bir gülümsemeye vesile olur ve hepimize iyi gelir.”

* * *

Salgın bitecek derken Bill Gates yeni bir salgından söz etmeye başlamış, Türk lirası düşmüş, döviz fırlamış, enflasyon çıkmış, zamlar ardı ardına gelmiş, Afganlar Suriyeliler Türkiye’ye gelmiş, Putin ayrılıkçıları tanımış, neredeyse 3. Dünya Savaşı çıkacak!

Şakir gibi mi diyelim: “Bu da geçer ya hu!”

Yoksa Tarkan gibi mi diyelim: “Geççek!”