Şık ve anlamlı

Merhaba sevgili Red Capret okurları,

Sevgili Alper Alp, “Kendinizi kırmızı halıda hissedeceksiniz!” sloganıyla iş dünyası ve cemiyet hayatını sayfalarına aktaran bir dergi hazırlamayı teklif edince şimdiye kadar olduğu gibi tabii ki onun yanında yer alacağımı söyledim.

İlk sayısıyla 2022 yılının güzel geçeceğine işaret eden Red Carpet Dergimiz ve siz değerli okurları için bazen gizli kalmış bazen yeterince ön plana çıkamamış bazen de çok özel davetleri kaleme alacağım. Aslında biraz da size sizi anlatarak gerçekten “kendinizi kırmızı halıda hissetmenizi” sağlamaya çalışacağım.

* * *

2022’ye girmeden önce birçok kişi ve kuruluş “yeni yıla merhaba” partileri düzenledi. Bunlardan bir kısmını, daha doğrusu sizler için seçtiklerimizi Red Carpet dergimizin sayfalarında bulabilirsiniz. Ben size bu özel gecelerden birinden bahsetmek istiyorum. Benden bir önceki kuşaktan gazeteci sevgili Salih (Keçeci) Abimin düzenlediği “yeni yıla merhaba” gecesi, özel bir gece tanımlamasını tam olarak hak etti.

Uzun zamandır gitmek istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım İstanbul’un yeni eğlence mekânı Cahide Palazzo’da gerçekleşen Quality of Magazine gecesi, beklediğim gibi eğlencenin zirve yaptığı çok özel bir gece oldu. Sevgili İzzet Çapa’nın Cahide Palazzo için hazırladığı şovların yanı sıra Salih Abinin davetine icabet edip salondaki yerlerini alan birbirinden ünlü sanatçıların şarkıları, “yeni yıla merhaba” demeyi çok daha keyifli hale getirdi.

* * *

Tüm bunlarla birlikte gecenin en önemli tarafı, Quality of Magazine Dergisi’nin sahibi Salih Abimin TESYEV’e (Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı) bağışlanmak üzere düzenlediği resim müzayedesiydi. Eğlencenin zirve yaptığı gecede bir yandan şıklık ve zarafet yarışı yapılırken bir yandan da sanatçı Av. Akın Ekici tarafından yapılan “Cumhuriyet” ve “Mavi Evren” isimli iki tablonun satışı için rekabet yaşandı.

Geliri Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı’na bağışlanmak üzere satışa sunulan bu iki tabloya davetliler arasında yer alan beş iş insanı talip olunca Salih Abi de sanatçı dostu Av. Akın Ekinci’den üç tablo daha yapmasını rica etti.

Bir yeni yıl eğlencesi olmasının yanı sıra, engelli bireyler için de umut olmayı başaran Quality Of Magazine davetinde Ali Ağaoğlu, Erkan Kork, Yalçın Şahin, Süleyman Orakçıoğlu ve Erkan Özkan’ın beş tablo satın alarak TESYEV’e toplamda 125 bin Lira bağışta bulunması, beni ayrıca mutlu etti.


Salih Keçeci, Hayati Babaoğlu (TESYEV As Başkanı), Erkan Özkan (Stella Mobilya), Yalçın Şahin (MAPAR Otomotiv), Süleyman Orakçıoğlu, (Orka Tekstil), Erkan Kork (PayFix Dijital Ödeme Sistemi) ve sunucular Gökay Kalaycıoğlu ile Melike Öcalan. (soldan sağa)

Bu arada TESYEV Başkanı A. Yavuz Kocaömer’i de buradan anmadan edemeyeceğim. Hürriyet’le yollarımızın ayrıldığı yılların hemen ardından Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç’in danışmanlığını yapmaya başlamıştım. Engelli vatandaşlarımıza yönelik bir proje üzerinde çalışırken Posta Gazetesi yazarı da olan Kocaömer ile tanışıp sohbet etme fırsatı buldum. Gerçekten soyadındaki gibi “kocaman” bir yüreğe sahip çok özel bir insan olduğunu fark etmem hiç de uzun sürmedi. Hatta o kadar samimi bir sohbet oldu ki, 22 yıl boyunca engelli bir abiye sahip olduğu için o yıllarda hiç oyuncağı olmadığını bu yüzden de abisini kaybettikten sonra oyuncakla doldurduğu evinin üst katını bile gösterdi. Quality gecesinde gözlerim onu aradı ama maalesef yurt dışında olduğu için katılamamıştı. Bir dahaki sefere sohbet ederiz artık!

Yeni yılınız umutla dolsun, umutlarınız da gerçek olsun!R

Lütfen cevabınıza uyun!

Geçtiğimiz günlerde Magazin Gazetecileri Derneği’nin (MGD) erken yeni yıl yemeğine katıldım. İstanbul’un merkezindeki 5 yıldızlı Ramada Plaza by Wyndham İstanbul City Center – Harbiye’deydi. Daha önce de MGD’nin yemeklerinden bildiğim için birçok anı paylaştığım eski dostları ve meslektaşları, gazeteciliğe yeni başlamış genç arkadaşları göreceğim için biraz da heyecanla yola koyuldum. Öyle ya, dostlarla sohbet başka hiçbir şeye değişilmezdi.

Ortada sevgi olunca samanlık seyran olur misali mekân çok önemli değildi. Ancak MGD yılbaşı yemeğinin beş yıldızlı bir otelin havuz başında olması da ekstra bir güzeldi. Bu da bir magazin gazetecisi olarak gurur vericiydi.

* * *

Kapıda karşılayan otel görevlileri önce lobiye yönlendirdi beni. Kokteyl havasında gazeteci arkadaşlarımla buluştum, selamlaşıp ayaküstü sohbet ettik. 20-25 kişi kadardık. Önceki yemeklere de katıldığım için açıkçası garibime gitmişti, ben daha kalabalık olacağımızı düşünmüştüm. Üstüne üstlük önceki yemeklere katılan, katılmaya gayret eden gazeteci abilerim ve kardeşlerim bu kez yoktu. Bir süre sonra da bizi havuz başındaki restorana yönlendirdiler.

Havuz başında şamdanlarla ve çiçeklerle süslü 10’ar kişilik dokuz masa vardı. Masaların üzeri mezelerle dolu, neredeyse tuzluk konacak yer yoktu. Kokteylde sohbet ettiğimiz arkadaşlar bir bir masalarda yerini alırken kokteylde karşılaşmadığım eski dostları aradı gözlerim ama çoğunu göremedim. Eski başkanlardan Uğur Abi (Güneri) ve Nurettin Abinin (Soydan) şehir dışında olduğunu biliyordum ancak Sinan’ın (Tosun) gelmemesine şaşırdım doğrusu.

O sırada başka bir proje için birlikte çalıştığımız Ahmet Abi (Altınkaya) aradı. “Gelmiyor musun, burada konuşuruz” dedim. MGD yeni yıl gecesinden haberi bile yoktu. Hafta Sonu’nun efsane muhabirlerinden Arslan Abi’yle (Güven) birlikte oturuyorduk. Ahmet Abi’nin yemekten haberi olmadığını ona söyledim. Kimlerin davet edildiğini bilmediğini ama MGD’ye kuruluşundan beri büyük emek vermiş birçok gazeteciyi gözlerinin aradığını, eski başkanların olması gerektiğini, daha önce yönetimde bulunan birçok ismin neden gelmediğini anlamadığını söyledi. Sonrasında Nurcan Abi (Sabur) ve Metin Abiyle (Coşkun) de konuştum. Her ikisi de işleri olduğu için katılamadıklarını söyledi. Dinçer kardeşim (Karacalar) ve Yaşar Abi (Çakmak) de haberi olmadığını söyledi.

* * *

Öyle ya da böyle MGD’nin yeni yıl yemeği, masaların neredeyse yarı yarıya boş kaldığı bir geceye sahne oldu. MGD yönetim kurulundan 4-5 yönetici gazetecinin katıldığı gecenin sonuna doğru MGD Başkanı Okan Abi’yle (Sarıkaya) konuştuğumuzda masaların boş kalmasının nedenini net bir şekilde açıkladı: “Erol, sen bizi (MGD yönetimini kastediyor) hep eleştiriyorsun. Şimdi de geleceğini söyleyip katılmayanlara bakalım ne diyeceksin?” dedi.

Daha önce de birçok organizasyonda rastladığım karışıklıkların en önemli nedeni olan fazla davetli sayısı, MGD’nin yeni yıl yemeğinde bu kez tersine işlemiş görünüyordu. Öğrendiğim kadarıyla LCV’ye olumlu cevap vererek katılacağını söyleyen 40 magazin gazetecisi, MGD’nin yeni yıl yemeğine katılmadı.

Kısaltması “LCV” olan “Lütfen Cevap Veriniz”, bir anlamda hem kendine hem de davet edene saygının göstergesidir. Kimler davet edildi-edilmedi ya da davet edilmenin kriteri neydi bilemiyorum ama MGD’nin yeni yıl yemeğine katılacağını söyleyip katılmamak, eminim ki MGD yönetimini de saygı anlamında bir hayli kırdı.

Bu konuda MGD yönetimini kesinlikle haklı buluyor ve masaların boş kalmasına neden olanlara da sitem ediyorum.

* * *

Tüm bunların yanı sıra “Kıyım” adlı albümünü çıkaran TRT sanatçısı İsmail Özkan’ın şarkılarıyla yeni yıla erken merhaba diyen magazin gazetecisi abi ve kardeşlerimle birlikte olmak, sohbet etmek, anıları yad etmek güzeldi.

Bu vesileyle hepinizin yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım.

Sağlığınız yerinde ve umudunuz hep var olsun…

Bu kez olmuş!

11 yıl olmuş Hürriyet’ten ayrılalı. Bu zaman içerisinde Hürriyet’te olup bitenler hakkında çok yazı yazdım. Ya bizzat yaşadıklarım ya da çok güvendiğim haber kaynaklarımın anlattıklarıydı bunlar. Bunca yıl içinde ruhumuza işleyen habercilik duygusuyla bazen sert yazılar da yazdım. Özellikle de 23 yıl boyunca organizasyonunda bizzat yer aldığım Altın Kelebek hakkında eleştiriler yaptım.

Ancak geçen akşam 47. Altın Kelebek Ödülleri Töreni’ni izlerken “bu kez olmuş” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Cem Davran ve Çağla Şıkel’in sunumuyla gerçekleşen Pantene Altın Kelebek’te ödül alanlar kadar ödül verenler de törene yakıştı. Ödül kazananlar dışında davetli olmaması belki heyecanı biraz azalttı ama törenin pandemi koşullarında yapılması nedeniyle doğal karşıladım.

Altın Kelebek ödül töreni öncesinde adaylıktan çekilmeler yaşanmıştı, hatırlarsanız. Bu konuyu da “Bu da bir başka hakaret türü” başlıkla yazımda ele almıştım.  Altın Kelebek ödül törenini izlediğimde, adaylıktan çekildiklerini açıklayanların haklı olmadıklarını gördüm. Çünkü aday oldukları alanlarda ödül kazananlar, bence onlardan daha iyiydi. Bu yüzden adaylıktan çekildiklerini açıklayanların bu davranışı, “reklam kokan hareket olarak” kaldı. Ama ben yine de Altın Kelebek’te “aday gösterilmesine” karşı çıkan tarafta olduğumu belirtmek isterim. Çünkü 47 yıllık Altın Kelebek “ruhuna” aykırı buluyorum.

* * *

Altın Kelebek ödül töreninin ardından hemen bir “İbrahim Tatlıses” infiali yaratıldı. Yok efendim, Yaşam Boyu Onur Ödülü neden İbrahim Tatlıses’e verilmiş, Dünya Kadın Hakları Günü’nde bu yapılır mıymış, diye tepkiler oluştu.

Açıkçası ben buna katılmıyorum.

Çünkü o ödül, İbrahim Tatlıses’in yaşam tarzına değil sanatçı kişiliğine verilmiş bir ödüldür. Ağır yaralandığı bir suikasttan yıllar sonra yeniden sahnelere dönmeyi başaran Tatlıses gerek TV programındaki reytingleri gerekse verdiği konserleri binlerce kişinin izlemesiyle sanatçı kimliğini bir kez daha kanıtlamış oldu.

Kadına yönelik şiddet uyguladığı için Tatlıses’in Altın Kelebek Yaşam Boyu Onur Ödülü almaması gerektiğini savunanların, televizyon programını izleyenlere ve konserini seyretmeye gidenlere de tepki göstermesi gerekmez mi? TV programını izleyen milyonlara tepki gösteremeyen ve konserleri izleyen binlerce İbrahim Tatlıses hayranını karşılarına almaya cesaret edemeyenlerin, Altın Kelebek Yaşam Boyu Onur ödülünün Tatlıses’e verilmesini eleştirmesinin haksız olduğunu düşünüyorum.

* * *

Yazımın başında “bu kez olmuş” dedim ama eleştiriye açık bölümler olmadığı anlamına da gelmiyor. Öncelikle şunu belirteyim, en iyi “Influencer” ödülünün Altın Kelebek ruhuna aykırı buluyorum.

“Influencer”, kelime anlamıyla “etkileyen” kişi demektir. Sosyal medyayı aktif bir şekilde kullanan ve paylaşımlarıyla binlerce hatta milyonlarca kişiye ulaşan kişilere “Influencer” adı verilir. Markaların iş birliğinde bulundukları kişiler haline gelen influencerlar, takipçilerinin satın alma kararlarında etkilidirler.

Bence “influencer”, takipçilerini anlaştıkları firmaların ürünlerine yönlendiren bir çeşit “pazarlama hokkabazı”ndan başka bir şey değil. Aynı alanda başarılı birden fazla firma ve ürünü varken sadece takipçileri fazla diye bu kişilerin kendi işlerine geldiği gibi ya da para aldıkları firmalara yönlendirme yapması hem adil değil hem de etik değil.

Sergiledikleri sanatlarıyla milyonların izlediği kişilerin ödüllendirildiği Altın Kelebek’te “influencer” denen “pazarlama hokkabazlarına” ödül verilmesi hiç de doğru değil.

Son olarak Altın Kelebek’te bir de Azerbaycan’ın Parlayan Yıldızı ödülü ile en iyi dijital içerik ödülüne bir anlam veremedim. İlki gereksizdi, ikincisi ise sohbet ya da talk show olmalıydı.

* * *

Altın Kelebek’ten bir gece sonra özel bir geceye daha katıldım. Hürriyet’teki röportajlarından sonra sosyal medya paylaşımlarıyla büyük bir takipçi sayısına ulaşan İzzet Çapa’nın eğlence dünyamıza kazandırdığı yeni mekânı Cahide Palazzo’da gerçekleşen Quality of Magazine yeni yıl partisi, şovları ve sahneye çıkan sanatçılarıyla özel bir geceydi. Mekân ve şovlar için İzzet Çapa ile böylesine özenli hazırlanmış bir parti için de magazin haberciliğinin usta ismi Salih abiyi (Keçeci) kutluyorum. Bu gecede Salih abiyi yalnız bırakmayarak eğlencenin dozunu artıran sanatçı dostlarımız ile iş ve cemiyet hayatının ünlü isimlerine de teşekkür etmek gerek.

Quality of Magazin Dergisi’nin yılbaşı partisi vesilesiyle bir kez daha yeni yılınızı kutluyor, başarılı, mutlu ve umutlu bir yıl olmasını diliyorum.

Hürriyet’te bir devrin sonu!

Bab-ı Âli’nin amiral gemisi olduğu dönemde 20 yıl boyunca Hürriyet Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğini yapan ve ardından bir o kadar da köşe yazarı olarak medya dünyasına yön veren Ertuğrul Özkök, geçen ay gazeteyle yollarını ayırdı.

Kimi Kulislerde eski patronu Aydın Doğan’ın medyaya dönüş çabasına yön verdiği için Demirören Ailesi’nin Özkök’ü kovduğunu söyledi kimisi de Özkök’ün kendi isteğiyle ayrıldığını… Ama bir gerçek vardı ki, efsane genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, Hürriyet’ten ayrılmıştı işte.

Hürriyet’te çalıştığım 22 yıl boyunca çok sık karşılaştık Ertuğrul Bey’le. Yazı işleri toplantılarında, sayfalar düzenlerken, Altın Kelebek’i organize ederken ya da Hürriyet’in meşhur barında. İstihbarat servisine, ekonomi ya da siyasi haberlerin şeflerine, müdürlerine nasıl davranırdı çok bilmem ama magazine farklı bir ilgisi vardı Özkök’ün. Rahmetli Orhan Olcay vefat ettiğinde magazin servisine gelmiş, hem moral verici bir konuşma yapmış hem de kendisinin ve Hürriyet okurları için magazinin ne kadar önemli olduğunu anlatmıştı. Bu yüzden de magazin servisinin kenetlenmiş bir aile gibi dimdik ayakta durmasını istemişti.

Yine bir konuşmasında bir genel yayın yönetmeninin en önemli görevinin, yazarından renk ayrımcısına ya da montajcısına kadar tüm çalışma arkadaşlarını bir arada tutmak olduğunu söylemişti. Ona göre bir gazetenin gücü, okurları tarafından sevilen köşe yazarları kadar haberi en iyi şekilde koklayan ve okuyucuya aktaran yetişmiş muhabirlerinden gelirdi. Bir keresinde, görüş ayrılığı olsa da sevilen bir yazarın gazeteden ayrılmaması için hem onu hem de yönetimi ikna etmeye çalıştığını söylemişti.

* * *

Özkök’ün Hürriyet’ten ayrılışı bana bir başka ayrılığı hatırlattı.

Rafet El Roman’ı ve eski eşi Tuğba Altıntop’u bilirsiniz. Olaylı bir şekilde ayrılmışlar ve ayrılma süreci epey uzun sürmüştü. O dönem Hürriyet ile birlikte pazar günleri Gala Dergisi’ni çıkarırdık. Her hafta bir ünlü ile özel çekimler yapar, çok özel açıklamalarını Gala Dergisi’ne koyardık. Bir gün Tuğba Altıntop’un dergimize kapak olmak istediğini öğrendik. Rafet El Roman’la mutlu bir evliliği ve çocukları olan Tuğba Altıntop’un, biraz da dekoltesi fazla fotoğraflarıyla dergiye kapak olmak istemesine pek anlam verememiştik. Ancak dergide kapak olduktan kısa bir süre sonra ünlü şarkıcıyla tartışmaları magazin gündeminde yer almaya başladı ve bir süre sonra da boşandılar. Sonradan öğrendik ki, Rafet El Roman’dan ayrılmayı kafasına koyan Tuğba Altıntop, onun en kızabileceğini düşündüğü şeyi yapmış ve ondan habersiz pozlar vererek Gala Dergisi’ne kapak olmuştu. Yani ayrılık fitilini ateşlemişti.

* * *

Magazini seven ve eğlenmeyi de bilen efsane genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün, 40 yıl boyunca hiç dans etmediğini düşünmek pek doğru olmaz. Ama Hürriyet’ten ayrılmasından hemen önce bir araya gelmesi hemen hemen imkânsız kişilerle halay çekmesi ardından da Ege’ye özgü zeybek dansını yapması, sanki Demirören Ailesi’ne “Beni kovun” mesajı gibi geldi bana.

Yakında şöyle derse de şaşırmayın; “Ben ayrılmak istemedim ama beni kovdular. Ben de benimle yeniden çalışmak isteyen eski patronumla yeniden çalışmaya başladım!”

Bakalım yeni yıl nasıl gelişmeleri de beraberinde getirecek.

Her şey gönlünüzce olsun…