Bu kadarına pes!

Yaşı biraz geçkin olanlar hemen hatırlayacaklardır. Televizyonun ülkemize geldiği yıllarda “sihirli kutu” denirdi. Arkasında biri mi var diye bakanlar mı ararsın, ninelerimizin üzerine dantel örmesini mi hatırlarsın ama televizyon gerçekten sihirli bir etki bıraktı tüm izleyicilerimiz üzerinde.

Sevgili Yılmaz Erdoğan’ın “Vizontele” filmini hemen herkes seyretmiştir. Gerçekten de orada izlediğimiz sahnelerin birçoğu yaşanmıştır. Hatta Cem Yılmaz’ın sorduğu “Zeki Müren de bizi görecek mi?” repliği de gerçekten söylenmiştir.

Çünkü ben de hatırlıyorum. “Uzay Yolu” dizisini izledikten sonra Mr. Spock gibi parmaklarımı ikiye ayırmaya çalışmış, başarınca da çok mutlu olmuştum. Tabii ki, bizim çocukluğumuzda sayılı evde televizyon vardı ve bizden sonraki kuşağın pek bilmediği “tele misafirlik” deyimi bile vardı. O zamanlar televizyonda yayınlanan her şeyi soluksuz izler, büyük bir merakla bir sonraki bölümünü beklerdik.

Yıllar sonra bu değişti mi? Tabii ki, hayır! Hatta şu kadarını söyleyeyim. Bizim yaşadıklarımızın çok daha fazlası günümüzde yaşanıyor. Artık imkanlar biraz daha fazla izin verdiğinden midir, bilmiyorum ama neredeyse televizyon ekranına gelen yıldız sanatçılara, estetik ameliyatlar yaparak benzemeye çalışanları haber olarak okuyoruz.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım, “Bihter’in 10. ölüm yıldönümüymüş” deyince baştan pek anlamadım. Sonrasında “Aşk-ı Memnu”daki Bihter Ziyagil’in dizideki ölümünün 10. yıldönümünün sosyal medyada bu olayın zirveye çıktığını gülerek söyleyince “Hiç gülme, ben de zamanında Mr. Spock gibi parmaklarımı ayırıp selam verebiliyordum” dedim.

Benim yaşlardakilerin televizyonda izleyip yaptıkları “çocukluk” ve “merak” diye açıklanabilir. Ama günümüzde koca koca adamların “Diriliş Ertuğrul”u kılıcıyla  ve ekrana ok atarak izleyenleri görünce “Bu kadarına da pes” diyor insan. Belki de onlar da sosyal medyada zirveye çıkabilmek için böyle “şaklabanlıklar” yapıyordur ama “Kurtlar Vadisi”nin “Çakır”ına düzenlenen gıyabi cenaze töreninden sonra “Bihter’in 10. ölüm yıldönümü”, bence bu işin zirvesi.

Geçecek inşallah!

Geçtiğimiz günlerde avukat arkadaşım Salim Baki’yle sohbet ediyoruz. Mecidiyeköy’ün göbeğinde açtığı yeni ofisine “hayırlı olsun” ziyaretimiz sırasında laf lafı açıyor, tabii ki tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’nin de en önemli sorunu koronavirüse geliyor.

Şehirlerarası yolculuğun serbest kalması ve yazlık mekanların da açılmasıyla virüsün etkileri büyükşehirlerden kırsal kesime doğru kaydı. Neredeyse yok denecek kadar az vaka görülen illerde vaka sayısı bir anda patlama yaptı. Bu da gösteriyor ki, büyükşehirlerde daha çok tedbir alan vatandaşlarımız memleketlerine ya da yazlık yerlere gittiklerinde tedbiri elden bırakmışlar. Bu hiç iyi bir durum değil.

Dedim ya laf lafı açtı diye. Virüsün Anadolu’ya yayılmasından sonra Avrupa’nın kapılarını Türkiye’ye açmamasına geldik. Salim, “Avrupa kapılarını nasıl açsın! Bizden daha fazla test yapıyorlar ve bizden çok daha az vaka sayısı ortaya çıkıyor.” deyince itiraz ettim. Öyle ya, İtalya, İspanya, Almanya, Fransa gibi Avrupa’nın birçok ülkesinde insanların koronavirüs nedeniyle kırıldığını, ölü sayısının bir türlü kontrol altına alınamadığını okuyorduk medyamızdan.

Sevgili avukatım cep telefonuna sarıldı hemen ve beni hayretler içerisinde bırakan sonucu gösterdi. Türkiye’de vaka sayısının zirve yaptığı 14 Haziran 2020 tarihinde, Avrupa’nın 17 ülkesindeki sonucu gösterdi. 17 ülkenin toplam vaka sayısı tamı tamına bin 450. Evet, yanlış okumadınız. Bir ülke değil, 17 ülkenin toplam sayısıydı. Aynı gün Türkiye’de açıklanan vaka sayısı ise bin 562.

Günlük vaka sayısının binin altında olmasına sevindiğimiz günlerde koronavirüsten kırılıyor dediğimiz İspanya’daki sayı sadece 323, İtalya’daki sayı 338, Almanya’da 248 olmuş. Birkaç örnek daha vereyim, kapı komşumuz Yunanistan’da 9, Bulgaristan’da 24, Hırvatistan’da 1 ve Slovakya’da 3 vaka görülmüş.

Yeni ofis ziyaretinden sonra ben de Salim’e dedim ki, “Ben olsam ben de kapıları açmazdım!”

Daha çok tedbir!

Daha çok maske!

Daha çok hijyen!

Kalın sağlıcakla…

Acun’u severim ama

Bu kadarı da fazla!

Televizyon dünyasının en başarılı ismi kim diye sorsanız, tartışmasız ilk sırada Acun Ilıcalı gelir. Çaylak muhabirlik döneminden bu yana yaptığı programlarla televizyon izleyicilerinin kalbinde taht kurmayı bilen Acun Ilıcalı, reytinglerde hep üst sıralarda yer almayı bilmiş bir televizyoncu. Hatta yaptığı programlarla o kadar çok para kazandı ki, kendine TV satın alacak kadar büyüdü.

Kendine özgü komik hikayeleri anlatılsa da Acun, önceleri mütevazı bir kanal olan TV8’i, programlarla tek tek ilgilenerek kendi çizgisine çekti. Sonrasında haberleri ve haber programlarını da kaldırıp tam bir eğlence kanalı yaptı. İyi de yaptı ve Türkiye’nin böyle bir kanala ihtiyacı varmış ki, izleyiciler de bu eğlence kanalını çok sevdi.

Yeni kanal, yeni programlar hem de eğlenceli, sevilen bir sunucu filan derken başlarda Acun’la ilgili yapılan bir sürü haber pek göze çarpmıyordu. Ancak bugünlere geldiğimizde bu haberlerin hala ve ısrarla yapılıyor olması, artık isyan ettiriyor.

Dikkat ettiniz mi bilmem! Ne kadar fazla Survivor haberi yapılıyor ve okuyoruz?

Medya gruplarının kendi televizyon kanalları ve o kanallarda yayınlanan programlarla ilgili bile bu kadar fazla haber yapılmıyor.

Yakında Survivor bitince bu kez de O Ses Türkiye haberleri başlayacak, emin olun!

Herhangi bir yayını elinize alın… En az 2-3 tane Acun Ilıcalı ya da Survivor haberi var, değil mi?

Evet, belki ve daha fazlası Acun’u seviyoruz.

Ben de öyle…

Ama bu kadarı da fazla!

Sanki hatta sanki değil öyle… Birisi sabahtan akşama Acun’un kanalını ve programını seyrediyor ve her kelimeyi her sahneyi haber yapıp gün içinde onlarca haberi medya kuruluşlarına iletiyor.

Acun Ilıcalı’nın başarılı bir halkla ilişkiler ve medya ilişkiler departmanı ve yöneticisi olabilir. Bu durum, Acun’un başarısı olarak da görülebilir.

Anlamadığım nokta, medya kuruluşlarında da birileri bu haberleri sayfalarına koymak için hazırda bekliyor gibi. Acun’un ya da programının haberi gelse de yayınlasak diye…

Vardır bir hikmet diyeceğim ancak pek de hikmetli bir durum değil gibi geliyor.

Son bir soru…

Survivor ile ilgili yapılan haberlerin, gerçekten haber değeri var mı?